İnsanoğlu Bu Ya Habil'dir Ya Da Kabil

Hepimiz az ya da çok biliyoruz Habil ile Kabilin hikâyesini. Adem ile Havva'dan sonra yer yüzünde yaşamış kardeş ilk insanlar. Habil sakin ve ağır başlı Kabil ise onun tam tersi öfkeli ve baskın bir karakterdi. Evlenme çağına gelen bu iki kardeşten Habilin alacağı kız, yani; Aklima, Kabil’in alacağı kızdan daha güzeldi. Öteden beri Habil’i kıskanan Kabil bu durumu kabul etmiyordu. Hz. Adem ile Hz. Havva’nın tüm çabaları sonuç vermemişti. Çünkü Kabil bu düşüncesinde oldukça ısrarlıydı. Günlerce düşünüp taşındıktan sonra bir çözüm yolu buldular. İki kardeş de yüce Allah’a birer kurban takdim edeceklerdi. Habil kurban için koyunların'dan en güzelini seçmişti. Yüce Allah’a ancak böyle iyi bir kurbanı takdim edebilirdi. Kabil ise uzun süre düşünüp taşındıktan sonra, kurban olarak bir tutam buğday taktim etmeyi uygun görmüştü. O zamanlarda, Yüce Allah kabul ettiği kurbana bir ateş gönderip onu yakardı. Kabul olunmayan kurban ise olduğu gibi kalırdı. Ve kabul olmayan kurban sahibinin ise yüzü karardı.

Her iki kardeş, kurbanlarını götürüp yüksek bir tepede yan yana koymuşlardı. Ertesi gün gidip baktıklarında, Habil’in kurbanının yanmış olduğunu gördüler. Bunun üzerine kıskançlık duyguları daha da kabaran, Kabil iyice köpürmüş, babası ile annesini suçlamaya başlamıştı. Kabil o gece hiç uyumamıştı. Gece boyunca hep Habil’i nasıl öldüreceğini düşünüp durmuştu. Habil koyunları otlatmak için uzaklara gittiğinde, gizlice peşinden gidip, onu münasip bir yerde kıstıracaktı. Ertesi gün geldiğinde, Habil yine her zamanki gibi, koyunları otlatmak için dağlara çıkmıştı. Şeytan ise Kabil ile beraberdi. Kabil’e kardeşini öldürmesi için habire uyarılar yapıyordu. Kabil bu sese uyarak, gizlice kardeşini takip etmeye başlamıştı.

Habil her zamanki yerde hayvanları serbest bırakıp bir ağacın gölgesinde istirahate çekilmişti. Arkasındaki hışırtı ile, irkilen Habil, geriye döndüğünde ağabeyi Kabil ile göz göze gelmişti. Kabil burnundan soluyor, gözlerinden kin ve nefret pırıltıları saçıyordu.

– Ey Kabil niyetini anlıyorum. Yapmak istediğin Yüce Allah’ın buyruğuna karşı gelmektir. Yemin ederim ki öldürmek için elini bana uzatsan dahi, ben seni öldürmek için elimi uzatacak değilim. Çünkü ben, kainatın Rabbi olan; Allah’tan korkarım.

Habil, Kabil’den daha güçlü ve kuvvetli olduğu halde, ağabeyine karşı gelmek istemiyordu. Çünkü o Allah’tan korkuyordu. Onun bu hali Kabil’i daha da öfkelendiriyor kıskançlık damarlarını daha da kabartıyordu. Habil’in umursamaz bir tavırla oradan uzaklaşmak istemesi sonucunda hiddete kapılan Kabil, yerden bir taş alıp, kardeşinin kafasına hızla vurdu. Canı yanan Habil yere düştükten sonra, yine Kabil’e el kaldırmamıştı. Bunu fırsat bilen, Kabil, elindeki taş ile kardeşi Habil’in kafasına vurmaya devam etti. Şeytan galip gelmişti. Böylece toprağa düşen ilk kan, yeryüzündeki ilk cinayetin habercisi olmuştu. Aldığı darbeler sonucu, Habil ruhunu teslim etmişti…

Uzun süre kardeşinin cesedi başından ayrılmayan Kabil, sanki donup kalmıştı. Bir türlü hareket edemiyor, ne yapacağını bilemiyordu. Deminden beri kendisine yol gösteren, şeytandan, ses seda gelmiyordu artık. Ne yapacağını ne edeceğini, bilemeden uzun süre öylece kalakaldı. Gün gittikçe çekiliyor, gölgeler ise uzuyordu. Panik içindeki Kabil donuk gözlerle etrafı süzüyorken, birden bir karganın gagası ile toprağı eşelediğini farketti. Karga bir müddet, toprağı kazdıktan sonra, yanıbaşındaki karga ölüsünü iterek, açtığı çukura atmış, sonrada toprakla üstünü örtmeye başlamıştı. Yerinden doğrulurken, “Yazıklar olsun, bir karga kadar bile olamadım” diye fısıldayıverdi. Hemen, sert bir ağaç parçası bularak, yumuşak toprağı kazmaya başladı ve kardeşini oraya gömdü.

O günden sonra yeryüzünde yaşayan insanlar ya Habil oldu Allah'tan korkup can almaktan can yakmaktan korktu. Ya Kabil oldu can almaya masumların canını alarak yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Sadece İnsan değil yer yüzünde canlı cansız herşeyi yok etmeye etmeye yemin etmiş gibi davranan insanoğlunu kin, nefret, öfke bürümüş kıskançlık, çekememezlik hastalığına yakalanmış gibi güzelim yeryüzü cennetini adeta Kabil'den görev almış gibi yakıp yıkmaya devam ediyor. Sırf fazla miras alayım diye babasını, kardeşini vuran insanlar, komşunun var bizim neden yok diye evdeki huzurunu bozan, sokakta kendi halinde yürüyen insanlara ne bakıyorsun diye kavga çıkaran insanların yaşadığı bir yer ne kadar daha yeryüzü cenneti olabilir ki. Bir gün hepimiz geçip gideceğiz bu dünyadan öfkeye, kine, nefrete gerek var mı ? 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Davut Bolat - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Konum Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Konum Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Konum Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (178) 457 67 38
Reklam bilgi

Anket Şu ana kadar kaç film izlediniz?